İŞE İADE DAVALARI ÇALIŞANIN LEHİNE MİDİR?

İŞE İADE DAVALARI ÇALIŞANIN LEHİNE MİDİR?

Serkan 1-06-2022, 13:01 0 83 kez görüntülendi

Bu yazımda işe iade davalarının ne zaman? Ne şekilde? Hangi sürelerde? Nereye başvurulması gerekiyor? Kısımlarına girmeyeceğim. Bu kısımları zaten istediğiniz zaman öğrenebilirsiniz. Bu sürecin çalışana faydası mı var? Zararı mı var? Konu içeriğini ele alacağım…

“Herkes” bir AND ile işe başlar. Bu and lar zamanla alınan ücretlere, terfilere, sözlere göre değişiklik gösterir ki, işte tam da burada hukuksal mücadele başlar….

Sanayi devriminin başlaması ile çalışma dünyası sürekli yukarı yönde! ivme yaparak günümüze dek gelmiş ve hızla devam etmektedir. Sektör hızla gelişiyor; fakat işçilere dair gelişme isteyen alanlar çokça geride kalıyor. Yapılan tüm işlerin odak noktasında insan vardır. Amaçlar buna göre dizayn edilmiş / ediliyor; ancak terazinin bir kesesi ağır basıyor ki, diğer kesesinde kalan işçi taa yukarılara çıkabiliyor. Bu dengeyi sağlamak için peyder pey kanunlar, yönetmelikler, genelgeler vb...çıkarılmış çıkarılmaya devam ediyor. Kimine göre koruyucu gibi gözükse de yok edici özelliği ön planda olabiliyor.

Dengeleri koruyup kollamak için oluşturulan bakanlıklar, denetim mekanizmaları, bölgesel çalışma kolları, komisyonlar, hukuk sistemleri, sendikalar, işçi örgütleri vb...

Tüm bu alanlar biz çalışanlar için... Çoğumuz okul hayatı ile tanışmadan iş hayatına başlamış, çoğumuz okul bitirmeden başlamış, çoğumuz da okul bitirip başlamış, kendi sosyal güvencemizi oluşturup borçlanmaya başlamak için start vermiş oluyoruz.

20 yıllık serüvenler 25 yıla
25 yıllık serüvenler 30 yıla
30 yıllık serüvenler sınırsız yıllara doğru ilerlemeye başladı. 7/24 lük çalışmaların içinde kendimizi bulduk. Aile bağlarını sıkça koparan çalışma sistemidir beyaz yaka 7/24 çalışma sistemi.

Bu konuyu daha önce yazmıştım detayına girmeden içeriğini okuyabileceğiniz linkini paylaşmış olayım https://www.serkanincesu.com/yazilar/87-is-dunyasi.html

Emin olun kimse bir yere kazık çakmaya gitmez. Yeni fırsatlar oldukça elbette yeni yerlere yelkenler açılır. Burada sadece son durum maddi / manevi olan durumdur. Her işin maddi kısmı muhakkak çözülür de manevi kısmının çözülmesi içeriklere göre değişir.

Arz / talep dengelerinde talebin azalmaları durumunda hedef ve sınır gözetmeksizin büyüyenler ! hızla küçülmek zorunda kalıyorlar. Benzer durumları çokça yaşamışızdır yada duyuyor görüyoruzdur. Bu gibi durumlarda firmaların öncelikli hedefi bireysel performans ölçümlerine gitmek olur. Bazıları bunu gözetmez dahi. Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde başlayan sözleşmeler ağırlıklı olarak tek yönlü işveren! tarafından sonlandırılır. İlişiği bir şekilde biten! (istisnai durumlar hariç)* çalışanlar için hukuksal süreç başlamış olur.

Yıllar geride kalır, gözden çıkarılan çalışanların çalacakları kapılar serüveni başlar. İşkur, arabulucu, iş mahkemesi, istinaf mahkemesi, belki de sonunda yargıtay…..evrak süreci, ispat süreci, tanık süreci, bilirkişi süreci, verilen aralar, itiraz süreci vb…uzun uzadıya giden bir yol/yöntem…

Tüm bunlar ciddi bir süre demek…Çalışanların işsiz kaldığı durumda cep harçlığı çıkacak şekilde işsizlik maaşı verilir. Bu harçlığın maksimum süresi 9 aydır. Buradan yola çıkarsak görülecek işe iade davalarının da tüm yönleri ile sonuçlandırılıp nihayete erdirilmesi bu süre kapsamında olmalı ki, çalışan zor durumda kalmasın. Aksi durumda yılları alan dava süreleri işçilerin lehine değil aleyhine işlemeye başlıyor. Çünkü, herkesin hayatını idame ettirmesi gereken, geçimini sağlaması, rızkını bulması için çalışmaya para kazanmaya ihtiyacı vardır. Kaldı ki, çalışanın konumuna göre davalı firmalar, davacı daha verimli ve güzel bir işe başlamış ise davanın amacına ulaşmaması ve bu durumu şirket lehine çevirmek için davacıyı işe geri çağırabiliyor. Böyle bir durumda geçen süreler baz alınırsa açılan her davanın bir hükmünün kalmadığını rahatça görebilir anlayabiliriz.

Dava süresinde geçen sürelerin maalesef telafisi olmuyor. Ülkemizde manevi tazminatın yolu açık olmadığı için geriye sadece işe iade davası gibi sonu çıkılmaz bir yola mecburen giriliyor. Belki burada işe iade davasında son nokta konulmadan önce işine iade olan işçinin gerekli şartlar çerçevesinde mi işine iade olup/olmadığının kontrolü sağlandıktan sonra dosya için nihai nokta konulabilir. Bu kısmı neden yazdım, çünkü işine iade olunan işçi çoğu aynı şartlarda başlatılmadığı için kangrene dönen çalışmalar oldukça fazla…

Pekii, nedir bu işin ve sürecin çözümü?

İşe iade davalarının birçok yönü ile çözümleri mevcut;
- Vicdan Birimi
- İşyeri Hakem Heyeti üzerinden
- İşkur üzerinden…
- Arabulucu üzerinden…
- İş Mahkemesi…

İşyeri Hakem Heyeti : Kamunun vermiş olacağı yetkiler dahilinde, yine kamunun kontrolünde ve onayında olmak şartı ile her şirketin hukuksal danışmanları, iç birimlerinde hukuk büroları esaslı ve doğru bir şekilde işlemler yapıp iş sözleşmesi sonlandırmasını nihayete erdirebilir, mahkeme sürecini meşgul etmeyebilir.

İşkur : Tüm işyerleri mevzuat gereği İşkur ile muhatap oluyorlar. Hatta bir dönem iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ilgili şikayetler İşkur a yapılmakta idi. Güzel bir başlangıç yapılmış; ancak işleyişin nasıl olacağını, nasıl sonlanacağını, kararın hükmün nasıl uygulanacağını kimse bilmediği için bu süreç sona erdirildi. Yine benzer konular İşkur a yönlendirilebilir, İşkur da istihdam edilecek bu konuda ehil kişiler bu konulara bakabilir, verilecek kararın da mahkeme ilamı niteliğinde olacağı kabul edilmelidir.

Arabulucu : Sürecin ilk aşamalarından birisi de arabulucular. Arabuluculuk bu işin püf noktası olması lazım, taraflara randevu verip hadi anlaşın bende tutanağımı düzenleyeyim demek yerine dosya içeriğine hakim olmalı, her iki tarafın savunmalarını almalı ve bir araya getirip sözel olarak dinledikten sonra nihai kararı açıklamalı...

İş Mahkemesi : Mahkemeler, bu işin en can alıcı noktası, çoğu şirket buradaki işleyiş ve süreleri bildiğinden her daim zaman kazanmak adına işlerin mahkemeye taşınmasını ister. Tüm yolların tükenmesi üzerine gidilecek en son nokta olması lazım. Mahkeme heyeti dosya kabulünü yapmadan tüm evrakların hazırlanmasını istemeli hatta ilk celsede bilir kişi raporu da istenmeli yada arabulucu dosyalar hakkında görüş belirtmeli yada arabulucu dosyayı bilirkişi de inceletmeli ve tüm evraksal boyut zaman kaybettirmemek adına mahkemeye taşınmalı nihai karara bağlanmalı. Burada geçen her sürenin çalışanın aleyhine işlediği bilinci tüm kişilerce bilinmeli ki kimse mağdur olmamalı.

Tüm bunlar işe iade süreçlerinin kısaltılması ve işçilerin mağdur olmaması için önemle dikkate alınması gerekli konular…

Birçok hukuk müşaviri arkadaşlar, üstadlar kağıt üstünde kanun maddesine dayanarak birçok yazılar yayınlıyorlar. Yayınlarında yargıtay kararlarına yer veriyorlar ancak emin olun bu kararları takan kimse yok maalesef. Zaten olsa idi mahkemelerde o kadar dosya yıllar sürecek şekilde kimseyi oyalamazdı. Bu ve benzeri konularda sürekli yazan üstadlara tavsiyem, kağıt üstünde oyalanmak yerine sahaya inip gerçekleri kaleme alsalar daha faydalı olur.

Şimdi gelelim işin vicdan birimine;
Her zaman savunduğum bir konu var ki, vicdan kanunları tüm kanunlardan önce gelir. Vicdan işliyor, görüyor, duyuyor, hissediyor ise tüm olaylar her zaman yerinde çözülür.

Belki de kanunlara şu madde de eklenmeli, işçi lehine sonuçlanan davalarda mahkeme ve heyetini oyalamaktan işverenlere ciddi cezalar kesilebilir. Bu işverenlerin için daha temkinli, daha vicdanlı, daha esaslı hareket etmelerini sağlar.

Kanunlar belirlenirken amaçlar kesin olarak belirlenmeli, çalışanlar kanun karşısında kontrpiyede asla kalmamalı…

Sonuç olarak; işe iade davaları kanun ve kağıt üstünde işçi lehine gibi gözükse de maalesef aleyhine işleyen bir durum. Bu durumu işçi lehine çevirecek olanlar kanuna yön verenler olacaktır. Son olarak; işe çağırılıp çağırılmama kararı işverene değil, işçiye bırakılmalıdır.

Saygı ve sevgilerimle

*Haklı durumu işverence ispatlanmış 25.madde halleri



Yorumlar (0)
Yorum Ekle
  • Okunamayan kodu yenilemek için resmin üstüne tıklayınız